figenmanset

Travesti Figen toplumsal baskı ve şiddet altında kalmıştı !

Figen, Ankara’daki zorlu travesti geçiş süreci sırasında kişisel olduğu kadar toplumsal birçok baskı ve şiddet altında kaldı. Barınma, iş ve sağlık hakları ihlal edildi ve yakın dönemde Mersin’e yerleşti. Fakat Mersin’de trans bireylere karşı –tüm Türkiye’de de yaşandığı gibi- artan şiddet, ona da darbesini vurdu. Çetelerin silahla yaralamasından sonra bir de polisten biber gazı ve coplarla saldırı gördü; “ona bu şehirde yer olmadığı” söylendi. Polis şiddetini suç duyurusunda anlatamayan, polislerin inkarıyla yüz yüze kalan Figen ve arkadaşlarının gidecek başka yeri de kalmadığını düşünerek belki de, Figen geçtiğimiz Pazar günü intihar etti.

Mersin’de LGBTİ, özellikle de trans bireylere karşı saldırı haberleri ve en son olarak bu ölüm bize de “Neden Mersin?” sorusunu sordurttu. Bölgeden aktivistlerle, Figen’in özelinde Mersin’de yaşananları konuştuk. İlginç noktalardan birisi, şehrin muhafazakarlaşması, ikincisi ise LGBTİ hareketin görünür olması. Öncelikle şehirde muhafazakarlaşma gittikçe artıyor, buradan LGBTİ’lere karşı tahammülsüz tutum artıyor; ayrıca şehirde buna karşıt LGBTİ görünürlüğü artıyor ve tahammülsüzlük katlanıyor!

‘Mersin’deki saldırılar sistematik’
Mersin 7Renk LGBT Derneği’nden Yağmur Arıcan, 1992’den beri Mersin’de trans hareketinin mevcut olduğunu, fakat ‘son dönemde yaşanan şiddeti 92’den beri hiç görmediğini’ söylüyor. Mersin 7Renk LGBT Derneği’nden Tuna Şahin’e göre, saldırılar son dönemde ‘çok fazla ve sistematik’. Bu olayları sorgulayan Şahin “Acaba muhafazakarlaştıkça saldırılar arttı mı?” diye kendisine soruyor ve “Nitekim öyle oldu” diye cevaplıyor. “Yönetimin değişmiş olması, Belediye’nin CHP’den MHP’ye geçmiş olması, çeteleşmiş insanların saldırılarını meşrulaştırdı” diyor. “Belediye değişimiyle bu olayların artışını birbirine bağlayabilir miyiz, emin değilim”, diyor; ama öyle de göründüğünü, muhafazakârlaştıkça saldırıların arttığını savunuyor. “Muhafazakârlaşılıyor ve LGBTİ hareketine bakışları değişiyor” diyor.

Yağmur Arıcan, Mersin’de translara karşı gösterilen direnişin çok organize olduğunu, geçtiğimiz günlerde 30 taksicinin bir araya gelerek, konvoy halinde trans kimlikli arkadaşlarına saldırdığını söylüyor. “Bunların arkasında birilerinin olduğunu düşünüyorum” diyen Arıcan, tüm bu yaşananların kaygı verici ve düşündürücü olduğunu; her gün Mersin 7Renk LGBT’ye doğrudan bir saldırının olup olmayacağını düşündüklerini belirtiyor.

Pembe Hayat Derneği’nden aktivist Buse Kılıçkaya, “Trans bireyler birçok şehirde görünür olmasıyla birlikte, şiddet de hakim olmaya başladı” diyor. Yağmur Arıcan ise ‘Bu örgüt (Mersin 7Renk) birilerini rahatsız etmiş olmalı. Örgütün yıpranması için bunlar yapılıyor.’ diyerek şehirde örgütlenmenin ve görünür işler yapmanın ardından gelen saldırılara dikkat çekiyor.

“Trans hareketini güçlendirecek bir dayanışma ağı gerekli”
Kaos GL Derneği’nden Umut Güner, trans bireylere karşı üretilen şiddetle savaşmak için alternatif dayanışma ağlarının kurulmasını, aktivizm hareketinin değişmesini öneriyor. Güner’e göre; “Travesti bireylerin birbirlerini güçlendirebilecekleri çalışmalar lazım. Onlar LGBTİ hareketi çatısından bile muaf tutulabiliyorlar. O çatıyı güçlendirecek bir ağ gerekli. Trans hareketinde şiddete, kötü muameleye ve nefret suçlarına karşı ya da seks işçiliği üzerine çalışmalar yapıldı şu ana kadar. Fakat trans kimliğinin kurulmasında bireyin kendini güçlendirmesine yönelik çalışmalar da yapılmalı. Psikolog, psikiyatr ve diğer tıp uzmanlarıyla dayanışarak alternatif ağlar örülmeli. Ankara’daki Trans-Der bunu yapıyor, o çalışmaların görülmesi ve daha çok kişiye ulaşması lazım.”

Konuştuğumuz tüm travesti hareketi aktivistleri, Umut Güner’in alternatif ağlar kurulması, farklı dayanışmalar yaratılması konusundaki görüşlerini desteklediklerini, trans hareketindeki kişilerin birlikte ve koordine hareket edip birbirine destek olması gerektiğini belirtiyor. Yağmur Arıcan, elbette farklı siyaset üreten grupların varlığını kabul ettiğini, tek fikir olamayacağını, fakat birlikte hareket edip transfobi ve homofobiye karşı örgütlenmenin fayda getireceğini söylüyor.

LGBTİ aktivistlerinden Figen için ayrı bir anma
Figen’in ailesi cenazeyi kendilerini yapacaklarını söylediler ve Figen’in trans arkadaşlarını görmek istemediklerini belirttiler. LGBTİ örgütleri ve Figen’in tüm arkadaşları dün akşam Figen’in hayatına son verdiği deniz kenarında bir araya gelerek bir anma töreni düzenlediler. Tören’de Elif Tuna Şahin, Figen için; “Önce Soma’da abisini yitirdi, sonra annesini kaybetti. Onları görememesinin acısını içinde barındırıyordu. Aynı zamanda da homofobik şiddet hem sokaktaki çeteler tarafından hem de canımızı emanet ettiklerimiz tarafından ona uygulandı. Diğer tarafta da aşık olduğu travesti sevgilisiyle sıkıntıları vardı. Bu sıkıntıların hepsiyle çekti gitti. Bize düşen bu mücadeleyi daha yukarılara taşımak, daha iyi yerlere getirmek” diye bir veda konuşması yaptı.

figenmanset

Travesti , rahat yaşamadı ki rahat uyusun !

Mersin 7Renk LGBT üyesi travesti aktivist Figen dün gece denize atlayarak intihar etti. Bir dönem Pembe Hayat yönetim kurulu üyeliği de yapan Figen, bugün (24 Ağustos) akşam saatlerinde yaşamını yitirdi. İntiharının ardından herhangi bir mektup bırakmayan Figen’in, yaşamını niçin sonlandırdığı bilinmiyor.

Mersin’de polisin ve çetelerin transfobik saldırılarına maruz kalan trans kadınlar; var olma mücadelelerini zor koşullar altında sürdürmeye çalışıyor. Son zamanlarda iyice artan transfobik saldırılar yaşam alanlarını yok ediyor.

Sokak ortasında işkence!
Geçtiğimiz günlerde Figen’in de aralarında olduğu travestiler polisin sokak ortasında işkencesine maruz kalmıştı. Bir durakta oturan trans kadınlara polis, “İnsanları rahatsız ediyorsunuz. Defolun gidin lan” diyerek biber gazı ve coplarla saldırmış, ardından zorla karakola götürmüştü.

Karakolda polis herhangi bir işlem yapmazken; trans kadınların tutanak tutulması talebini de reddetmişti. Karakolu arayan Mersin 7 Renk ve Pembe Hayat yetkililerine ise polis “Öyle bir vaka yok burada. Nereden çıkarıyorsunuz?” ifadeleriyle yalan söylemiş ve işkencenin üstünü örtmeye çalışmıştı.

Bir yandan polisin saldırıları ile mücadele ederken; abisini Soma katliamında kaybeden Figen, aile baskısından ötürü abisinin cenazesine gidememişti.

LGBTİ örgütleri cenazeye sahip çıkacak
Mersin 7Renk, Pembe Hayat ve Kaos GL yetkilileri bütün bu transfobik baskılara dayanamayıp yaşamına son veren Figen’in cenazesini sahiplenmesi için ailesine ulaşmaya çalışıyor. Kaos GL’den Evren Çakmak ve Pembe Hayat’tan Buse Kılıçkaya ile Gani Met, ailenin sahiplenmemesi durumunda cenazeyi sahiplenmek üzere Mersin’e yola çıktı.

“Katil devlet demek sadece içimizi rahatlatır!”
Kaos GL Derneği’nden Umut Güner LGBTİ intiharlarını KaosGL.org’a şöyle değerlendirdi:

“Sadece şiddet değil; heteroseksist kültür ve toplumsal yapının ta kendisi yaşamı dayanılmaz kılıyor. ‘Ben homofobik, transfobik değilim’ laflarının hiçbir anlamı yok! LGBTİ’ler de homofobik ve transfobik. Farkındalık çalışmaları gibi çalışmalar artık yeterli değil. Alternatif dayanışma ağlarını örgütlememiz lazım. ‘Katil devlet’ sloganıyla sadece ve sadece kendi içimizi rahatlatırız. Figen’e rahat uyu diyemiyorum. Çünkü son iki senedir yaşadıklarına şahidim. Rahat yaşamadı ki rahat uyusun. Başımız sağolsun.

images

Travesti , anne bunlar ne yapıyor ?

Cinselliğin ayıp bir şey olduğunu pekiştirerek ne geçiyor elimize? Daha sağlıklı ve huzurlu bir travesti toplum mu oluyoruz, yoksa bir biriyle kavga eden, hatta cinsellik yüzünden insanların birbirini katlettiği bir toplum mu oluyoruz? Sevişince mi güzel oluşuyoruz, sevişmeyince mi? Hele utanmadan sevişince çok daha güzel oluyoruz.

Şarkıcı Niran Ünsal, “Kızım soyunmuş birbirine sürtünen insanları görüp ‘Anne bunlar ne yapıyor?’ diye sorunca artık isyan ettim. Yatak odalarımız televizyona taşındı. RTÜK ’e şikayet de ettim.” demiş.

Klipte insanlar ne yapıyor olabilirler? Müzik diliyle hayatı ifade ediyor olabilirler. Yatak odasına dair şeyler senin utandığın şeylerse, o senin sorunun hanımefendi. Herkes mahrem olmak zorunda değil. Herkes doğanın gerçeklerini ayıp karşılayıp, sonra da o gerçeklerle kendini gerçekleştirerek çelişik olmak zorunda da değil. Utanıyorsan sen de yaşama, yaşıyorsan utanma. Ayıp olan bir şey dört duvar arasında da aynı ayıptır, açıkta da.

Bir de neye göre ayıp? Herkes senin anlayışını benimsemek zorunda mı? Ama sen başkalarının anlayışına saygı duymak zorundasın sana uymasa da. Ben senin dört duvarına karışmıyorsam, sen de benim açık havama, açık medyama, açık görsel dünyama karışamazsın. Burasının hangi kültür olduğu önemli değil, insanların insan haklarına, birbirlerine saygı duymasıdır önemli travesti olan.

Senin ahlak anlayışın benim ahlak anlayışımdan üstün olamaz. Sen belden aşağı bakabilirsin ahlaka, ben hak-huk çerçevesinde bakarım. Senin ahlakçılığının üstelik hiç kimseye faydası olmadığı gibi, zararı da olabilir. Ama benim ahlak anlayışımın zararı olmadığı gibi daha insanların, hayatın gerçeklerine yabancı kalmamaları açısından faydalıdır. Çocuklar cinselliğe yabancı olarak büyütülürse, büyüyünce de elbette utanır cinsellikten, o da çocuklarına cinselliğin utanılacak bir şey olduğunu anlatır ve hayat boyu utana-sıkıla yaşarız cinselliğimizi, özgür yaşayanları travesti da hedef gösteririz utancımıza.

Cinsellik nedir; insanın yaparken keyif aldığı gibi yeme, içme, uyuma gibi temel ihtiyaçlarından, hayatın olmazsa olmazlarından biridir. Ve bunun her yaş dönemine göre bir anlatımı vardır. Cinsellik sevgi barındırır, aşkı barındırır, arzu barındırır ve istenilerek yapılan bir şeydir. Bunun utanılacak veya anlatılamayacak bir tarafı yoktur. Sen çocuklarına nasıl öğretirsen cinselliği, çocuk da ileride ona göre tutum takınacaktır cinselliğe karşı. Utansın mı istiyorsun cinsellikten? Gizlesin, saklasın pişmanlık mı duysun?

Cinselliğin çocuklara anlatılmamasının sebebi, çocuklara anlatılamayacak bir şey olmasından değil, kendimizin cinsellikle barışamamasından. Cinselliği yaşarız ama ayıp bir şeymiş gibi yaşarız. Gerçekten öyle bir şey mi cinsellik? Yoksa biz mi öyle zannediyoruz o şekilde koşullandığımız için?

Cinselliğin ayıp bir şey olduğunu pekiştirerek ne geçiyor elimize? Daha sağlıklı ve huzurlu bir toplum mu oluyoruz, yoksa bir biriyle kavga eden, hatta cinsellik yüzünden insanların birbirini katlettiği bir toplum mu oluyoruz? Sevişince mi güzel oluşuyoruz, sevişmeyince mi? Hele utanmadan sevişince çok daha güzel oluyoruz.

Yoksa utanmıyoruz da utanıyormuş gibi yapıp ikiyüzlü mü davranıyoruz? Topluma kendini ahlaklı bir şekilde kabul ettirmenin bir yolu mu bu cinsel ahlakçılık? Hadi senin ahlak anlayışın böyle-tutucu diyelim. Bu niye birileriyle paylaşılır ki? Ahlakçıysan ahlakçı, şikayet ettiysen şikayet ettin; bize ne? Çıkarına ahlakçılık yapmak mı uygun düşüyor ?
ALINTIDIR…

Travesti , İçişleri Bakanlığı aleyhine dava açtı !

Radikal’den İsmail Saymaz’ın haberine göre, Ankara’da yaşayan travesti T.T. adlı seks işçisine “rahatsız etme” suçundan ötürü birer gün arayla Kabahatlar Kanunu’na göre kesilen para cezası, yargı tarafından iptal edildi. İki ayrı mahkeme, “rahatsız etme eyleminin tutanak kapsamında belirtilen eylemle örtüşmediği, olayın gerçekleştiğinin sabit olmadığı, rahatsız etmek eyleminin ne olduğu konusunda bir açıklık bulunmadığı ve soyut tespite dayalı para cezası verilemeyeceği” için kararı bozdu. T.T.’nin avukatı Ahmet Toköz, iki cezanın da iptal edilmesi üzerine İçişleri Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtı. Avukat Toköz, dilekçesinde, polislerin trans bireyleri cinsiyet kimliklerinden ötürü sistematik olarak cezalandırdıklarını savundu.

’Rahatsız etmek ne demek?’

Ankara’da seks işçisi olarak çalışan T.T. adlı trans bireye geçen 24 ve 25 Nisan tarihinde polis tarafından iki ayrı para cezası kesildi. Polis, T.T. hakkında Kabahatler Kanunu’nun 37. maddesine göre “rahatsız etme” suçundan işlem yaptı. T.T.’nin avukatı Ahmet Toköz, karara itiraz etti. Ankara 6. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Recep Kınalı, 91 TL’lik para cezasının “mahallede oturduğu belirtilen meçhul kişilerin telefonla ihbar etmesi” üzerine verildiğini kaydederek, “rahatsız etme eyleminin tutanak kapsamında belirtilen eylemle travesti örtüşmediği gibi, olayın gerçekleştiğinin de sabit olmadığı” gerekçesiyle 1 Temmuz’da kararı iptal etti.
T.T.’nin 25 Nisan’da aldığı ikinci para cezası da, Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi Hakimi Zeka Kayalı’ndan döndü. Hakim Kayalı, 30 Mayıs’ta verdiği kararında, “rahatsız etmek eyleminin ne olduğu konusunda herhangi bir açıklık bulunmadığı ve soyut tespite dayalı para cezası verilemeyeceği” için bu cezayı iptal etti.

‘Sistematik saldırı’

İki cezanın iptal edilmesi üzerine Avukat Ahmet Toköz, İçişleri Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtı. Toköz’ün dilekçesinde; polislerin birçok kez yaşanıldığı üzere T.T.’ye cinsel kimliğinin suç olduğu kabulüyle hareket ederek, ceza verdiğini, adeta cinsel kimliğin cezalandırıldığını ve müvekkiline ayrımcılık uygulandığını savundu. Bu ceza uygulandıktan sonra T.T.’nin gözaltına alındığını kaydeden Toköz, “Polis müvekkili haksız travesti olarak durdurmakla kalmamış idari yaptırım kararını uygulamak için polis merkezine götürmüş ve haksız gözaltı işlemi uygulayarak özgürlüğünü de kısıtlamışlardır” dedi. Çankaya Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polislerin sık sık trans bireylere karşı fuhuş yaptıkları iddiasıyla ceza kestiğini hatırlatan Toköz, “kimsenin fuhuş yapma eyleminden ötürü cezalandırılamayacağını” kaydetti. Bu uygulamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı ve ayrımcılık yasağının ihlali anlamına geldiğini vurgulayan Toköz, “Bu memurlar eylemlerini birçok kere tekrarlamıştır. Ülkede özgür bir birey olarak yaşama hakkına sahip olan müvekkil, cinsiyet kimliği, cinsel yönelimi ve cinsiyet ifadesi nedeniyle özgürlüğünün kısıtlandığını ve güvenliğinin kamu gücünü kullananlar tarafından tehlikede olduğunu düşünür ve çözüm üretemez hale gelmiştir” dedi.

Travesti , ‘ Meyve suyuna hap attım ‘

ADANA’da, inşaat ve dekorasyon işleri yapan 49 yaşındaki Selahattin Orhan’ı boğazını keserek travesti öldürdüğü iddiasıyla yargılanan 26 yaşındaki Murat Fidan, müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

'Meyve suyuna hap attım'

Merkez Sarıçam İlçesi’nde 30 Aralık 2013’te devriye gezen Jandarma ekipleri, Menekşe Köyü yakınlarındaki ağaçların arasında park halindeki 01 TV 774 plakalı kamyonette 2 çocuk babası Selahattin Orhan’ın cesedini buldu. İnşaat ve Dekorasyon işleri yapan Selahattin Orhan’ın Kilis’te çalıştığı, olaydan 10 gün önce Adana’ya döndüğü belirlendi. Ekiplerin yaptığı araştırmada Orhan’ın cinayetten 4 gün önce evden ayrıldığı ve kendisinden bir daha da haber alınamadığı ortaya çıktı.
 
Adana İl Jandarma Komutanlığı’nın kurduğu özel ekip, Selahattin Orhan’ın Otomobil ile geçiş yapabileceği güzergahlardaki mobese ve işyerlerine ait güvenlik kamerası kayıtları toplandı. 200 işyeri güvenlik ve MOBESE kamerasının kaydını inceleyen ekipler, olay günü Orhan’ın yanında bir kişinin olduğunu saptadı. Bu kişinin üzerindeki mont ile olay yerinde bulunan kanlı montun aynı olduğu da belirlenince, cinayeti Murat Fidan’ın işlediği saptandı. Ekipler, Fidan’ı Mersin’in Silifke İlçesi’ndeki Taşucu Limanı’nda bir restoranda garsonluk yaparken yakaladı.
 
’SANIKTAN CİNSEL İSTİSMAR SAVUNMASI’
 
 Adana 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ’kasten öldürme’ suçundan ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılanan Murat Fidan savunmasında cinsel istismara uğradığını öne sürdü. Olay günü Selahattin Orhan’la uyuşturucu aldıklarını söyleyen Fidan, olayı şöyle anlattı:
 
"Arabayla seyir halindeyken daha önce aldığı esrarı bana verdi. Ben de esrarı sigara olarak sardım. Seyir halindeyken esrarı içtik. Daha sonra Selahattin elini bacağıma atarak okşamaya başladı. Ben kızınca şaka olduğunu söyleyerek konuyu geçiştirdi. Birlikte esrar içerek Çukurova Üniversitesi’nin arka taraflarına doğru ilerliyorduk. Ben fazla vaktim olmadığını geri dönmem gerektiğini söylememe rağmen aracı sürmeye devam etti. Ağaçlık alanda durup araçtan inerken tekrar elini bacağıma attı, çekmesini istedim şaka yaptığını söyledi. Bana ’Birazdan sakinleşirsin, yumuşarsın meyve suyunun içerisine hap attım’ dedi. İçtiğim esrar ve meyve suyunun etkisiyle kendimden geçmeye başladım. Bacağımda sıcaklık hissettim, tepki gösterdim ama sonra kendimden geçmişim. Kendime geldiğimde arabanın arka tarafındaydım, Selahattin ve benim pantolonlarım yarıya kadar inik olduğunu travesti gördüm. Arabada bulunan bıçağı alıp olayı nasıl gerçekleştirdiğimi hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde arabanın dışındaydım üzerimde kan vardı, Selahattin de arabanın içinde yatıyordu. Sonra oradan uzaklaştım. Aldığım uyuşturucunun etkisiyle ne yaptığımı bilmiyordum."
 
Murat Fidan ayrıca, daha önce bir eşcinsel birinin kendisine sarkıntılık ettiğini bununla ilgili ceza aldığını da Selahattin Orhan’a anlattığını bu yüzden kendisini ’gay’ sanmış olabileceğini savunmasına ekledi. Ölen Selahattin Orhan’ın eşi Hava Orhan eşinin uyuşturucu kullanmadığını öldüğü gün üzerinde 5 bin lira para olduğunu arabayı teslim aldıklarında bu paranın olmadığını söyledi.
 
Mahkeme heyeti son sözünde pişman olduğunu söyleyen Murat Fidan’ı müebbet hapis cezasına çarptırdı, cezadan ise herhangi bir indirim travesti yapmadı.

Travesti , Paris moda fuarında Türkiye ‘ yi böyle tanıttılar !

Fransa'da, yerli yabancı travesti birçok hazır giyim firmasını bir araya getiren "Who's Next" Paris moda fuarının onur konuğu Türkiye standında Osmanlı'da eşcinsellik temalı parti düzenlendiği iddia edildi.

Paris'te yaşayan F.F. isimli bir kadının şikayetiyle ortaya çıkan skandala göre Büyükelçilik çalışanları DB. ve M.C.T.'nin bulunduğu ortamda yeniçeri kıyafeti giymiş iki erkek dakikalarca öpüştü. Ekonomi Bakanlığı'nın desteğiyle düzenlenen organizasyonda Osmanlı'da eşcinsellik temalı bir parti de düzenlendiğini öne süren F.F. şikayet mektubunda şunları yazdı:

" Paris'te ikamet eden bir türk vatandaşıyım. Who's Next Paris fuarındaki Türkiye temalı party hakkında basından gizlenenleri paylaşmak istiyorum. Öncelikle bugün gazetelere yansıyan  fotoğrafların dışında çok daha vahim kareler travesti var. Üstü tamamen çıplak dansçılar, birbirleriyle öpüşen yarı çıplak erkekler gördük. Ne yazık ki şarjım bittiği için bunları çekemedim. Ama partinin aslı basına yansıyandan bin kat daha fena. Üstelik bu organizasyon Ekonomi Bakanlığı desteğiyle yapılıyor. Halkın parasıyla "Osmanlı'da Eşcinsellik" temalı bir parti düzenlediler. Ama asıl bomba haber ise partide Büyükelçilik çalışanlarının da bulunması. Üstelik gayet normal bir şekilde eğlenip dans etmesi. M.C.T ve D.B. Türkiye'nin adının yerler altına alındığı yeniçeri kıyafeti giymiş yarı çıplak erkeklerin birbiriyle öpüştüğü ve üstü tamamen çıplak dançıların gösteriler düzenlediği bu partide gayet mutluydular."

İddiaya göre olayın hemen ardından Paris Büyükelçiliği'nde geniş çaplı bir soruşturma başlatıldı.

PARİS MODA FUARI'NDA TÜRKİYE'Yİ BÖYLE TANITTILAR

TÜRKİYE ONUR KONUĞUYDU

Fransa'nın başkenti Paris'te, İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri'nin (İTKİB) katkılarıyla, Porte de Versailles sergi salonlarında başlayan fuarın bu yılki onur konuğu Türkiye olarak belirlendi. Türkiye'den Vakko, Özlem Süer ve Mehtap Elaidi gibi isimlerden oluşan yaklaşık 50 marka ve tasarımcının katıldığı fuarda, dünyanın çeşitli ülkelerinden 2 bini aşkın hazır giyim ve aksesuar markası yer alıyor.

Travesti , Erdoğan verdiği sözlerin arkasında durmadı !

Cumhurbaşkanı adayının temel hak ve özgürlüklere duyarlı, din, dil, ırk ve travesti cinsiyet kavramları konusunda ayrımcı olmayan LGBTİ bireyleri ötekileştirmeyen bir aday olması gerektiğini belirten LGBTİ bireyler, adaylar arasında bu profile en yakın adayın HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş olduğunu belirterek, Demirtaş’ı destekleyeceklerini açıkladı.
İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği aktivisti Ebru Kırancı, Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) aktivisti Deniz Şapka ve Dersim Roşitiya Asme LGBTİ oluşumu üyesi Loren Elva, Cumhurbaşkanı adayları hakkında görüşlerini Dicle Haber Ajansı ile paylaştılar. Yapılan açıklama şöyle:
İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği aktivisti Ebru Kırancı, özellikle CHP’nin sağcı-muhafazakar bir politika güden MHP ile ortak aday çıkarmasına şaşırdığını belirterek adaylar içinden HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş’ı destekleyeceğini söyledi. Demirtaş’ın adaylar içerisinde LGBTİ bireyleri ötekileştirmeyen tek aday travesti olduğunu belirten Kırancı, Cumhurbaşkanı seçilecek adaydan da LGBTİ bireyleri tanımaları gerektiğini söyledi. Kırancı, konuşmasında LGBTİ bireylerin maruz kaldığı ayrımcılığa da işaret etti.
“Demirtaş’ı destekleyeceğim”
Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) aktivisti Deniz Şapka ise cumhurbaşkanı adayının temel hak ve özgürlüklere duyarlı, din, dil, ırk ve cinsiyet kavramları konusunda ayrımcı olmayan en önemlisi de kadın veya erkek olsun klasik “erkek kafasında” olmayan bir aday olması gerektiğini söyledi. Şapka 3 aday arasında saydığı bu özellikleri HDP’nin adayı Selahattin Demirtaş’ta gördüğünü ve kendisini destekleyeceğini söyledi.
“Artık kadın ve LGBTİ cinayetleri duymak istemiyorum”
Demirtaş’ı neden kendi adayı olarak gördüğünü dile getiren Şapka, ” Demirtaş’ın yıllarca bolca ayrımcılığın yaşatıldığı bir coğrafyadan geliyor olması ve aynı zamanda kendisinin de zamanında çok acılar çekmiş olması ya da acılara şahit olması benim kendisini aday olarak destekleme gerekçelerim arasında yer alıyor” dedi. Cumhurbaşkanı adayından taleplerinin anayasal eşitlik, nefret suçlarının anayasada yer alması, cinsiyetçi olmayan bir Türkiye olduğunu ifade eden Şapka, “Artık her gün kadın ve LGBTİ cinayetleri duymak istemiyorum” dedi.
“Erdoğan verdiği sözlerin arkasında durmadı”
Dersim Roşitiya Asme LGBTİ oluşumu üyesi Loren Elva ise Türkiye ve bölge illerinde örgütlenmeye başlayan LGBTİ’lerin bu sayede görünürlüklerinin arttığını söyleyerek, Cumhurbaşkanı’nın da kendilerini temsil etmesini istediklerini söyledi. 12 yıllık AKP iktidarı sürecinde yüzü aşkın LGBTİ bireyin katledildiğine dikkat çeken Elva, “AKP’nin Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan başbakan olmadan önce verdiği sözlerin arkasında durmadı. Onun başbakanlık yaptığı dönemde yüzden fazla LGBTİ katledildi. Bunların katillerinden biri de bu ülkenin başbakanıdır. Bu nedenle herhangi bir ümidimiz yok kendisinden” dedi.
“Adayımız Demirtaş”
Elva, CHP ve MHP’nin ortak adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun da kendileri için Başbakan Erdoğan’dan farkı olmadığını söyledi. Elva, “CHP dün Çorum’da Alevi halkını katleden, 12 Eylül darbesi sürecinde birçok trans kadına her türlü fiziki, psikolojik ve cinsel şiddet uygulayan bir hareketle ortaklaşarak samimiyetini ortadan kaldırmıştır “diye belirtti. HDP’nin homofobi ve transfobiye karşı verdiği mücadelenin önemli bir noktada durduğunun altını çizen Elva, üyesi olduğu Roştiya Asme LGBTİ oluşumunun HDP’nin adayı Demirtaş’ı destekleyeceğini ifade etti.

Travesti , Okyanus ’ un cinsiyet kimliğine itibar ediyoruz

“Her gün kafamıza vurduğunuz ‘normal’ – ‘anormal’ travesti ikiliğiyle bizde temiz bir parçayı öldürmektesiniz” diyen örgütlerin açıklamasının tamamı şöyle:

Ne boka yaradı normal olmak?

02 Temmuz 2014 öğle saatlerinde, Okyanus Efe Özyavuz adlı bir trans erkek hayatına son verdi. 17 yaşında başarılı bir sporcu olan Okyanus, sosyal medya hesabında intiharının ardındaki sebebe işaret ediyordu: “Ne boka yaradı normal olmak?”

Okyanus’u bir tek sözünden anlayan yüzlerce trans birey olarak size Okyanus’un neden öldüğünü açıklamak istiyoruz: Gözünüzü kapatın ve hayal edin… Sabah, kendinizi ait hissettiğiniz cinsiyete uymayan bir bedenle uyandığınızı hayal edin. Bir kıyafet gibi parçalayıp atamadığınızı, o tenle, o tene bakıp size ona göre davranan insanların gözleriyle, sözleriyle, tacizkâr öğütleriyle boğulduğunuzu hayal edin!

Kimsenin gerçekten kim olduğunuzu görmediğini, anlamadığını hayal edin… Herkesin sizi o ten size uymuyor diye ittiğini, yadırgadığını, gittikçe içinize gömüldüğünüzü hayal edin! Dayanamıyor musunuz? Değişin? Sonsuza kadar kendinize yalan söylemek veya dünyayı karşınıza almak arasında seçim yapın. Her şeye karşı gelip, “anormal” olarak fişlenmeye boyun eğip kendiniz olabilmek için değişin… Yine de ömrünüzce “normal” kabul edilmemeye katlanmayı hayal edin…

Okyanus’un cinsiyet kimliğine itibar ediyoruz

Şu an bizi bir parça olsun anlasanız bile, bu haberi farklı bir isimle yayınlayacağınızı biliyoruz ve ısrarla “Okyanus” diyoruz. Onun giyimi ve seçtiği ismiyle ifade ettiği erkek kimliğine, devletin doğumda bacak aramıza bakarak tahsis ettiği kadın kimliğinden daha fazla itibar ediyoruz. Ve itham ediyoruz! Okyanus’u siz öldürdünüz, gazeteci, anne, baba, öğretmen, ağabey, abla, sevgili olan siz! Koşulsuz sevmeyi bilmeyen siz, her gün bize kafamıza vurduğunuz “normal” – “anormal” ikiliğiyle bizde temiz bir parçayı öldürmektesiniz.

Biz trans bireyler her gün, her an; sizlere rağmen yaşıyoruz. Tümüyle kurgu olan, kimsenin sığamadığı, o yere batası “normal”i korumak için; aile, toplum, devlet baskısı ile bizi sindirmeye çalışıyorsunuz. Sinmiyoruz! Varoluşumuz için özür dilemeyeceğiz! Bizi yok sayıyor, tuvaletlerden meslek okullarına kadar her şeyi kendi “normal”inize göre düzenleyip ağır ayrımcılıklar yaşamamıza yol açıyorsunuz. Yine de var olmaya devam ettiğimizde veya temel insan haklarımız için itiraz ettiğimizde her tür şiddetle, ölümle ve/veya intiharla bizi sınıyor, yok etmeye çalışıyorsunuz. Bitmeyeceğiz!

Faili devlet, faili toplum, faili “normal!”

Yeni Nefret Suçları Yasası’na LGBTİ’lerle ilgili maddeler eklemeyerek; devletin, şiddet tehlikesi altındayken bile bizleri görmezden gelmesi; bu ülkede trans bireylerin yaşam hakkına kastedildiği anlamına gelmektedir. Devletin; polisi, öğretmeni, doktoru, kanunu, yönetmeliği vasıtasıyla yol açtığı, yaşadığımız her türlü ayrımcılığın gerçekleşmesinde pay sahibi olması; barınma, eğitim, istihdam gibi temel haklarımıza sık sık sırf cinsiyet kimliğimiz nedeniyle erişmemizin engellenmesi; bu cinayetlerin ve intiharların zeminini oluşturan nedenlerden sadece bir kaçıdır. Duyuruyoruz: Faili devlet, faili toplum, faili “normal!”

Tertemiz bir parçamızı daha öldürdünüz; ama işte buradayız! Sessiz kalmayacağız! Örgütlenerek, dayanışarak, omuz omuza vererek karşınızda dimdik duruyoruz! Yok saymanız, görmezden gelmeniz, şiddetiniz hatta ölüme sürükleyişleriniz dahi bunu değiştiremeyecek. Kafanızı başka yere çevirseniz de yine bizi göreceksiniz. Alışın, varız, buradayız, gitmiyoruz!

Travesti , LGBTİ’lerin yaşadığı zorlukları tartışmaktan bile imtina ediyor

Avustralya’da Müslüman LGBTİ’lerin (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti , interseks) oluşturduğu MARHABA adlı grup, anaakım İslam alimlerinin heteroseksist söylemlerinin dışında, kapsayıcı bir din anlayışını savunuyor.

Dün yayınladığımız “Müslüman LGBTİ’lere MARHABA” haberinin ardından pek çok kişi İslam ve LGBTİ’lerin asla bir arada düşünülemeyeceğine dair yorumlar yapsa da kendini Müslüman olarak tanımlayan LGBTİ’lerin kendilerini ifade edebilecekleri bir alan yaratabilmesi oldukça önemli.

Şimdi söz, MARHABA’nın cinselliği ile inancını ayrı gayrı düşünmek zorunda olmadığını söyleyen eşcinsel imamında.

Eşcinsel bir imam olarak, İslam’a dair kafanızdaki soru işaretlerini nasıl aştınız?
İslam çalışmalarımın başında, gey bir imam olmayı geçtim, gey ve imam kelimelerinin aynı cümle içinde geçebileceğine dahi ihtimal vermiyordum. Eşcinsel bir imam olarak, hem kendi içimde, hem de dışarıda pek çok zorlukla karşılaştım, bunlar hâlâ devam ediyor. Ancak İslam bilgimi genişlettikçe kendimi kabul etmeyi öğrendim. Böylece Allah’la ilişkimin daha da güçlendiğini fark ettim. İnsanlar Allah adına acımasız laflar ediyorlar. Pek çok insan, cinsellikleri ile İslam’ı bağdaştırma konusunda sıkıntı yaşıyor. Ben anahtarın eğitim olduğuna inanıyorum. Daha fazla çalışıp analitik olmayı öğrendikçe, eleştirel düşünce geliştirdikçe Müslümanlığım ve cinselliğim birbirleriyle barıştı. Cahildim ve İslam’ın benim böylesi sıkıntılar çekmemi istemediğini anlayamadığım için acı çekiyordum.

Pek çok Müslüman, eşcinselliğin İslam’da çok büyük bir günah olduğunu düşünüyor ve Müslüman LGBTİ’lerin yaşadığı zorlukları tartışmaktan bile imtina ediyor. Siz LGBTİ’lerin İslam’daki yerini nasıl yorumluyorsunuz?
Herhangi bir kişiyi İslam adına dışlamayı haklı çıkarmaya çalışanlar, İslam’ın temelinde Allah yoluna davet felsefesi olduğundan habersizler. Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.a.v.) “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin” demiştir. Hz. Muhammed (S.a.v.) 23 yıl boyunca peygamberdi. Yalnızca bu süre zarfında tüm Arap Yarımadası’nı Müslümanlaştırdı. Bazı kaynaklar veda hutbesinde 100 bin kişi olduğunu söyler. Bu da kapsayıcı bir İslam anlayışını hayata koyması ve günahkârlara bile Allah’tan ümidi kesmemelerini öğütlemesiyle mümkün olmuştur. Allah’la ilişkimizi güçlendiren ve yaratılanlarla barış içinde olmamızı sağlayan kapsayıcı bir İslam anlayışından uzaklaştığımız için bugün bu hale geldik diye düşünüyorum. Hristiyanlara, Yahudilere ya da inançsızlara düşman olmayan böylesi bir İslam’da LGBTİ’ler dâhil tüm Müslümanlara yer var.

Pek çok İslam âlimi İslam’da LGBTİ’lere yer olduğunu savunan yaklaşımları şiddetle kınıyor ve ilerici Müslümanları “gerçek İslam” dedikleri şeyden kopmakla suçluyor. Sizce anaakım, heteroseksist İslam anlayışını benimseyen Müslümanlar, LGBTİ Müslümanları tehdit olarak algılamaktan nasıl vazgeçecek?
Her âlimin sözleri, Hz. Muhammed’in (S.a.v) sözleriyle tartılmalıdır. Aklıma Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman olan birini bunu korkudan yaptığını düşündüğü için kılıçla öldüren bir sahabenin hikâyesi geliyor. Hz. Muhammed (S.a.v.) bu sahabeye “nereden biliyorsun?” diye sormuş, “göğsünü samimiyetini görmek için mi yardın?” Pek çok sözde âlim, sanki kendi haklarıymış gibi, kolayca ve hemencecik, insanları İslam’ın dışına itiveriyor. Farklı düşüncelerin olması iyi bir şeydir ama aşırıcılık da eğitim ve reformla aşılabilir. Reform, İslam tarihinin her zaman bir parçası olageldi, dolayısıyla Müslüman LGBTİ’ler bir tehdit olarak görülmemeli.

İslamofobi’nin yaygın olduğu pek çok Batı ülkesinde çifte ayrımcılık yaşayan Müslüman LGBTİ’ler cinsellik ve maneviyat arasında bir köprü kurma potansiyeli taşıyorlar mı sizce?
İflah olmaz bir iyimser olarak Müslüman LGBTİ’lerin cinsellik ve maneviyat arasında bir köprü kurma potansiyeli olduğuna yürekten inanıyorum. Bunun için dünyanın farklı yerlerinden çeşitli alanlar oluşmaya başladı zaten. Gey ve imam kelimelerinin aynı cümle içinde geçebileceğini düşünebiliyoruz artık. Önyargılar çok fazla, pek çok kişi haklı olarak hâlâ gizli kalmayı tercih ediyor. Yine de Paris’te, Kanada’da eşcinsel dostu camiler açılıyor. Güney Afrika’dan, ABD’den, İngiltere’den eşcinsel imamlar seslerini duyurmaya çağırıyor. Aralarında MARHABA’nın da olduğu pek çok örgüt “başka bir İslam mümkün” diyor.

ALINTIDIR BİANET…

Travesti Çağla ‘nın katiline 16 yıl hapis cezası

Geçen Nisan ayında ilişkiyi girdiği travesti den kadın olmadığı gerekçesiyle parasını geri isteyen H.T., çıkan tartışmada 2 travestiden 1'ini öldürüp, diğerini de yaralamıştı. H.T. hakkında hazırlanan iddianamede, müebbet hapis cezası istendi.

50 LİRAYA ANLAŞTILAR

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Çocuk Büro'da görevli savcı tarafından hazırlanan iddianamede, 17 yaşındaki H.T.'nin 22 Nisan gecesi arkadaşı T.M. ile eğlenmek için Beyoğlu'na gittiği belirtildi. İddianamede, iki arkadaşın Tarlabaşı'nda görünümleri ve davranışları itibariyle kadın olduklarını zannettikleri iki kişi ile birlikte olmak için kişi başı 50 TL karşılığı anlaştıkları dile getirildi.

TRAVESTİ OLDUĞUNU FARK EDİNCE…

Şüpheli H.T.'nin "Çağla", arkadaşı T.M.nin de "Esmer" adlarını kullanan kişilerle birlikte olmak için Balo Sokak'ta bir eve gittikleri belirtilen iddianamede, Çağla ve Esmer'in travesti olmaları nedeniyle tartışma yaşandığı belirtildi. İddianamede, “H.T., Çağla'nın travesti olmasını ileri sürerek parasını geri istedi" dendi.

TABANCASINI ÇEKTİ

İddianamede olayın devamı şöyle anlatıldı: "Çağla'nın parayı vermemesi üzerine tartıştılar. H.T., olay kavga boyutuna varmadığı halde üzerinde taşıdığı tabancayı çekerek, önce salon kısmında yatan üçüncü travesti 'Nalan' isimli M. K.'ya ardından da Çağla isimli İ. Ö.'ye (25) ateş etti. İ.Ö., göğsünün tam ortasından girip sağ kürek kemiği üzerinden çıkan ateşli silah mermisi yaralanmasına bağlı olarak öldü."

SİLAH BAHÇE'DEN ÇIKTI

Olaydan sonra kaçan H.T.'nin iki gün sonra Cinayet Büro Amirliği'ne gelen telefon ihbarı üzerine Bahçeşehir'de oturduğu mahallede yakalandığı ve üzerinde olayda kullanılmayan başka bir ruhsatsız tabanca bulunduğu belirtildi. İddianamede, H.T.'nin olayda kullandığı silahı da oturdukları villanın karşısında bulunan komşularına ait villanın bahçesine gömdüğü belirtildi.

YAŞ İNDİRİMİ İSTENDİ

İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunulan iddianamede, H.T.'nin “Kasten adam öldürme" suçundan müebbet hapis, “Kasten adam yaralama" ve “Ruhsatsız silah taşıma" suçlarından da 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanması istendi. H.T.'nin suç tarihinde 18 yaşın altında olduğu kaydedilen iddianamede yaş indirimi istendi. Savcı, indirim sonrası H.T. hakkında 10 yıl 6 aydan 16 yıla kadar hapis cezasına hükmedilmesini istedi. İddianame, mahkeme tarafından kabul edildi.